• Bağlantılarım

RENKLİ DEVRİMLER - MAYIS 2005

1/5/2005 · Kategori: Mırıldanmalar

RENKLİ DEVRİMLER

 

Eskiden darbeler kanlı olup sadece tek renk hakim olurmuş o da kırmızı. Muşlu konuşuyorum; çünkü biz 20’li yaşlar daha devrimleri sadece yıldönümlerinde gazete küpürlerinde okumakla biraz meraklı olanlarımızda bir kaç kitap okuyarak yanlı - yansız, doğru - yanlış bir şeyler öğrendik. Ama durum değişti artık. Eskiden devrimler kapitalist sınıfa karşı işçilerin ve halkların özgürlüğü için yapılırken bugünkü durum biraz tersine. Gürcistan, Ukrayna derken şimdi de Kırgızistan’da devrim oldu. Bu gül, lale devrim dalgaları şimdi Belarus, Özbekistan, Azerbaycan, Pakistan ve Bahreyn’i sallamakta. Ama Moğolistan’ı saymazsak daha etkili bir girişim yok. Dikkatinizi çeken birşeyler var mı bilmem ama üzerinde özellikle durulması gerektiğine inandığım bazı hususlar var.

“TEK KURTULUŞ DEVRİMDE”

 

Bugün Türkiye’de ister 80 ve öncesini yaşamış olsun isterse yaşamamış olsun bu sloganı bilmeyen yok gibidir. Bugün hala bazı ara sokaklarda eskiden kalma bu yazılar durmakta. Şimdi bu slogan başta Orta Asya Türki Cumhuriyetlerde olmak üzere kısır bir bölgede dillerden düşmemektedir. Türkiye, sol grupların başta Amerika olmak üzere her türlü kapitalist girişime başkaldırırken kullanmış oldukları bu slogan bugünler de ülkesini artık kapitalizmin yumuşak ellerine teslim etmek isteyen ve kapitalizmin mutluluk getireceğine inanan muhaliflerin pankartlarını süslemekte. Türkiye şu anlık kış uykusunda çünkü içeride halletmesi gereken çok daha önemli meseleleri var. Zaten bu işleri planlayanlarda Türkiye’de ve Dünya’da gündem başka noktalara kaymışken bu olayları resmen bir oldu - bittiye getirip hallediveriyorlar. Bugün devrimi gerçekleştirmiş ve gerçekleştirmesi muhtemel ülkeler Türkiye’nin gelecek 15 -20 senesinde Avrupa Birliği’nden daha fazla önemi olan ve olabilecek ülkeler. İşin garip yanı olaylar belli aralıklarla gerçekleştiriliyor ve ufak ufak denilebilecek cinsten de değil. Bugün gerek Avrupa’nın gerekse dünyanın önemli sosyal bilimcileri ve profesörleri bu olayları yakından incelemekte. 20.10.2004’te The Guardian gazetesinde London School Of Economy Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi Martin Jacques’in yayınlanan makalesinde “Sol öldü ve doğmayacak” başlığı ve içeriği olacaklar hakkında birtakım öngörüler içeriyordu ama bu kadar hızlı gelişeceğini muhtemelen kendileride tahmin edememişlerdi. Şu an önemli olan bu devrimlerin sonucu gerçekten halkın istediği gibi onları açlıktan, sefaletten kurtaracak mı kurtaramayacak mı yoksa sadece geçici bir çözüm  mü olacak?

Gürcistan, Ukrayna, Kırgızistan... Sıradaki Kim?

 

Aslında devrim olaylarına işte Gürcistan’la başlayıp Kırgızistan’la devam ediyor demek biraz tarihe biraz da mantığa ayıp olur. Öncelikle 2003’te Saddam Hüseyin’in diktatörlüğüne dayanamayan Batılı büyüklerimiz hemen Irak halkına özgürlük ve mutluluk götürdüler. Zaten fakirlikten ve baskıdan canı burnunda gezen Iraklılarda önce sevinçle karşıladılar ama içlerindeki bazı nankörler bunu işgal olarak değerlendirip karşı koymaya kalktılar. Ama hiçbir şey özgürlüğün önüne geçemezdi, geçemedi de. Irak’ta özgürlük olurda bizde niye olmaz diyen bazı Balkan ve Orta Asya Cumhuriyetleri önce seçim istediler sonra bu seçim hileli diye ayaklanıp iktidarı aldı. Her ne kadar hepsinde ikinci bir seçim yapılsada ilk seçimde %50’yi bulamayan muhalefet liderleri hep ikinci seçimlerde %90’larla iktidara geliyordu. Aslında normal; insanlara özgürlüğü anlatmak için gerekirse bir seçim daha bile yapılabilir.  Neyse ki halk çabuk anlıyorda iş uzamıyor.

Eskiden kapitalistler Doğu Avrupa ve Asya ülkeleri ile pek uğraşmazlardı. Gerçi ABD’nin bir ara Vietnam macerası oldu ama onu saymamak lazım. Batının öncelikli ilgi alanı hastalıklarla, iç savaşlarla ve fakirlikte boğuşan zavallı Afrika’yı çaresizlikten kurtarıp ayağa kaldırmaktı. Herhalde artık Afrika’dan umudu kestiler veya açlığı, sefaleti kesip, özgürlüğü yaydıklarına inandıklarından bu bölgede daha fazla kalmayı anlamsız bulmuş olacaklar ki Doğu Avrupa ve Asya geldi akıllarına. Peki bu süreci gerçekten başlatan neydi?

Şimdi sizlerden biraz tarih bilginizi yoklamanızı isteyeceğim. Bir kaç sene evvel gerçekleşen önemli bir olayı hatırlamanızı istiyorum. Hong - Kong, Çin ile İngiltere arasında yer değiştirdi. İki ülke arasındaki anlaşmaya göre bir süre İngiltere himayesinde kalan Hong -Kong bir kaç sene evvel Çin’e bağlandı. Şimdi bunun devrimlerle ne alakası var derseniz size tek bir cevabım olacaktır. Buna ister komplo teorisi deyin isterse başka bir şey bence sadece tarihin büyük felakete gidişidir. Hong - Kong Çin’e bağlandıktan sonra İngiltere bölgeyi kontrol edecek ve ucuz maliyetlerle pahalı ürünler üretebileceği bir yeri kaybetmiş oldu. Zaten Hindistan üzerindeki etkisi sıfıra yaklaşmıştı bu bölgede bir üsse ihtiyaç vardı. ABD’nin politikaları gereği de yeni yerlere ihtiyacı vardı ve bu ihtiyacı asla Afrika dolduramazdı. Bu arada Almanya ile Fransa’nın da en azından Avrupa için liderlik hırsları hem politik hem de ekonomik olarak İngiltere ile Amerika’nın bazen yanında yer alarak bazen kendi çıkarlarına ters olduğunda karşı çıkarak kısmi destek oluyor. Fakat harekete geçecek bir çıkış noktası bulanamazken Dünya Tarihinin en önemli saldırılarından biri ABD’nin güç ve zenginlik sembolü İkiz Kuleleri yerle br ediyordu. Hemen suçlular ilan edildi. Terörle mücadele ve küresel barış adına özgürlük yayma operasyonları başladı. Önce Afganistan’da Taliban diktatörlüğü şiddet kullanılarak indirilerek Afganistan özgürleştirildi ardından aynı yöntemle Irak Saddam Hüseyin diktatöryasından kurtarılıp Irak özgürleştirildi. Ardından sadece seyirci olduklarını iddia ederek Gürcistan, Ukrayna ve Kırgızistan. Sıradakiler de belli ama ne zaman hangisi o belli değil. ABD İran’ı zorla özgürleştireceğini açıkça ilan etti; ardından da Suriye var. Özbekistan, Azerbaycan, Pakistan, Belarus ve Bahreyn biz kendi kendimize özgürleşiriz deyip ufak ufak hareketlenmeye başladı. Peki gerek aynı kandan olduğu, gerek komşusu olduğu ve gerekse (hepsiyle) ciddi şekilde yatırımları olduğu ve kendine pazar ettiği halde Türkiye ne yapıyor?

Devrimler arasındaki Demokratik ülke: TÜRKİYE

 

Bu başlığı atmamın sebebi herşeye rağmen Türkiye Cumhuriyeti’nin gerçekten demokratik, laik, özgür ve IMF’ye, ABD ve AB’ye rağmen hâlâ Bağımsız olduğuna inanan bir Türkiye vatandaşı olarak bölgesinde gerçekten Müslüman tek ülke olduğuna inanıyorum.

Kısa açıklamamdan sonra Türkiye’nin durumunu irdelersek gerçekten de hiç hoşumuza gitmeyecek bir tablo çıkıyor karşımıza. Türkiye üç askeri darbe, bir 28 Şubat gibi bir süreç ve ciddi ekonomik ve siyasal krizler yaşamasına rağmen hâla bazı oyunlara gelip tepki koyması gereken yerlerde hiçbir şey yapamaz hale geliyor. Bugün Türkiye AB ile müzakere başlama ve içeride bazı gereksiz olaylar ile gündem meşgul olurken en önemli olayını ekonomik istikrarını zedeleyecek birtakım olaylara karşı hiçbir şey yapamıyor. Bugün Türkiye’nin 1991’den Irak ile ticari ilişkilerinin neredeyse tamamı kaçakçılık üzerine kurulu. İran’da, Kırgızistan’da, Ukrayna’da, Belarus’ta ve diğer Türki Cumhuriyetlerde yaşayan TC vatandaşları ve SSCB’nin dağıldığı günden beri yapılan yatırımlar düşünüldüğünde özgürleştirme operasyonlarının Türkiye için zararının ne kadar büyük olduğu ortada. Bunda en büyük suç aslında 1991’den bu yana Türkiye’nin başına gelmiş geçmiş bütün liderler paylaşmaktadır. Çünkü AB ile ilgili yok kriterleri yerine getireceğiz yok müzakere tarihi alacağız diye harıl harıl AB çalışırken terazinin diğer kefesinde duran yeni pazardaki avantajı kullanamadık hem de prestijimizi zedeledik. Bugün Batılı devletler Türkiye’yi onları kandırmak için işte ne kadar modern bir devlet diye gösterdiğini düşünmekteyiz. Kısmi olarak haklı yanları olabilir bu düşüncenin de ama Türkiye kendi coğrafyasında gerçekten de Yunanistan ile birlikte en modern devlettir. Türkiye bugün üç kutupluluğa doğru en vahimi belki de üçüncü dünya savaşına giden bu yolda hâlâ hangi kutupta olacağını seçememiştir. Bugün bu devrimler tek bir şeyi göstermektedir: Herkes kendine bir yol çiziyor bu yoldan dönmeyecektir. İngiltere ya AB’nin en büyüğü olurum ya da ABD ile ortak olurum yolunda, Çin ABD’ye kafa tutarak Orta Asya başta olmak üzere tüm Asya ülkeleri ve Rusya’yı içten içe pazarlığa sokmakta, Ortadoğu ise dünyanın savaş sebebi de barış sebebi de olacağını bile bile kendince bir orta yoldan gitmeye çalışmakta.

Kapitalizmin uğruna yapılan devrimlerde önce dikkati çeken bir husus daha bulunmakta. Bu ülkelerde devrimler olmadan önce büyük Soros’un ziyareti ile muhalefet zaten gergin olan havayı daha da germektedir. En sonunda seçimler gerçekleşiyor ve sürpriz: İktidar %50+ muhalefet %50- olmaz pardon olamaz! Seçimde hile var kim diyor birde buna bakalım. En sonuncu devrimde Kırgızistan da Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ile Şanghay İş Birliği Örgütü (ŞİÖ) seçimler temizdir derken Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Topluluğu (AGİT) gözlemcileri hayır seçimler hilelidir demişlerdir ve sonuçta devrim gerçekleşti. Aynı topluluğun gözlemcileri Ukrayna ve Gürcistan’da da seçimler hakkında olumsuz raporlar verdiğini de hatırlatmakta fayda olduğunu düşünüyorum.

Sıradaki kim diye sormuştuk daha evvel artık şu andan itibaren sıradakinin hangi ülke olduğunun önemi yok. Önemli olan Türkiye sıradaki devrimde de uyuyacak mı yoksa öyle ya da böyle sıranın kendisine gelmesini mi bekleyecek? Ekonomi tam anlamıyla her noktasında düzlüğe çıkacakken karşılaşılacak bir siyasi kriz çok çabuk bir ekonomik krize dönüşüp Türkiye’de onarılması imkansız yaralar açabilir. Artık Türkiye bugüne kadar olan İslam Birliği veya Türk Birliği gibi fikirlerinin Kırgızistan devriminden sonra gerçekleşemeyeceğini artık anlamış olmalı ve önemli olanın siyasal bir bütünlük değil ekonomik bir bütünlük olduğunu anlayıp bir yol çizebilir mi?

Çizemezse ne olur? En kötü ihtimal ile öyle yada böyle yarım asırlık misafirliğinden sonra Balkanlardan Orta Doğu’da dahil olmak üzere Çin’e kadar uzanan geniş coğrafyadaki ileriye dönük yatırımlarının meyvesini yiyemeden kaybetmiş bir şekilde AB’ne tam üye veya kısmi üye olarak girer ve %25 bağımsız %75 manda olarak yaşar. Her dakika bağlılığımızı ifade etmekten çekinmediğimiz yılda bir kaç gün andığımız Mustafa Kemal ATATÜRK’ün bütün ilke ve gerçek devrimleri ile birlikte bir Türk devletini daha tarihe gömeriz.

Şu ana kadar söylediklerimin hiçbirinin hoşunuza gitmediğini biliyorum. Bunlara ister komplo teorisi deyin isterseniz başka birşey... Fakat dünyada sözü geçen devletler özgür, demokratik halklara sahip olanlar değil ekonomisi güçlü olanlardır. Bugün İngiltere kısmi monarşizm ile yönetiliyor, ABD iki parti arasından başkanını seçiyor, Almanya ve Fransa Meclis çoğunluğunun dediğini değil ya devlet başkanının son söylediğini ya da referandum sonucunun dediğini uygulamakta fakat bu dört devlet dünyanın %60’ını idare etmekte. Kapitalist bir zihniyet ile bir ülkede para var ve vatandaş geçimini rahat sağlıyorsa kimse dönüp hangi yönetim şekliyle idare edildiğine bakmaz. Gün gelirde halk aç kalmazsa...

 

                SONUÇ

 

                Bugün Polonya Ukrayna ile aynı coğrafyada kaldığını iddia ederek gelişmelerden rahatsızlık duyduğunu söylüyorsa. Aynı milletten olduğumuzu iddia ettiğimiz, aynı dinden olduğumuzu iddia ettiğimiz ve komşu olduğumuzu iddia ettiğimiz ülkelerde kanlı veya kansız bir şekilde ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya dörtlüsünün eline geçip köşede tek kalışımızdan duyduğumuz rahatsızlığı dile getirebilmeliyiz. Bunun için de IMF’siz ve bu dörtlü olmadan bir ekonomi kurmamız gerekmektedir.

 

 

 

 

 

                                                                                                                              ŞAFAK BAYKAL

                                                                                                              DPÜ BİİBF İKTİSAT ÖĞRENCİSİ

                                                                                                                             MAYIS 2005

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

0 yorum yazılmıştır

:: Sonraki »